Sorumluluk bilincinin oluşumunda etkisi olan en önemli davranış ölçülülük ve kaynak kullanımı ile kendini gösterir.
 
Çocukçular 0-5 yaş arasında etkin tüketicilerdir. Yaşamları oyunlar ve keşifle doludur. Son derece sevimli olan çocuklarımız için her zaman her şeyi feda etmeye hazırızdır. Onların üzülmesi veya herhangi bir şeyden eksik kalması ebeveynler için kaldırılması çok zor duygusal durumlar yaratabilir. Ancak çocuklarımızın etkin tüketim dönemlerinde kendilerine verilmeye başlanan ihtiyaçlarının ötesinde ölçüsüz her turlu dış kaynak, ilgi sevgi, oyuncaklar, elbiseler onların alıcı karakter özelliklerini pekiştirmeye başlayacaktır. 
 
Ebeveynlerinden yakın akraba ve çevresinden sürekli almaya başlayan bir çocuk istedikleri verilmediği zaman farklı stratejiler kullanmaya başlayacak ebeveyn ve çevrenin açıklarından faydalanmaya başlayacaktır. Ağlamak, kendini yerlere atmak, özellikle dükkân ve toplum içerisinde ebeveyn hassasiyetini fark ederek talepkârlığın şiddetini artırmak bu stratejilerden bazılarıdır.
 
Zaman içerisinde güçlü bir alıcı haline gelen çocuk kendisine veren ve vermeyenleri ayırt etmede ustalaşacak alabildiği sürece mutlu olacaktır. İstediklerini vermeyen kişilerden ise ya uzak duracaktır ya da vermeyi aksatan veya kesen kişiler ile ilişkisini bitirecek veya istenmeyen ilişki ilan edecektir.
 
Her durumda çocuk her insanda var olan güçlü bir biyolojik programa göre hareket eder. Yaşam için malzeme üreten kaynaklara yönelip bunları filtre etmeyi öğrenir.
 
Çocuklar Her Zaman Sınırların Nerede Bittiğini Araştırır
 
Ancak hayat almak ve vermek üzerine dengede yaşanır ve çocuklarımızın alma cağında vermeyi öğrenebilmeleri için kaynak kullanımının bazı koşullara bağlı olduğunu öğrenmeye başlaması gerekir. Bir boya seti bitmeden ikincisinin-üçüncüsünün alınması aynı oyuncaktan birden fazla alınması, kıyafet ve aksesuarların ihtiyaca değil beğeniye göre ihtiyaçtan fazla alınması veya hediye gelenlerinden hemen tüketime açılması çocuklarda çevrede bulunan kaynakların sınırsızca tüketilebileceği yanılgısını doğurur.
 
Maddi ölçüsüzlüğün yanı sıra sevgi ve ilgide ölçüsüzlük de çocukların ne yaparsam yapayım ilgi ve beğeni alırım yanılgısını besler.
 
Çocuklar her zaman için sınırların nerede bittiğini araştırırlar, bu keşif ve öğrenme heyecanın bir parçasıdır. Ancak uyarı alması gereken veya başkalarının kişisel haklarına saygı duyması gereken zamanlarda dahi ilgi, beğeni, hoşgörü alan çocuk bu davranışında sınırsızca yaşamak isteyecektir. 
Bu yanılgı ilerleyen yaşlarda ve yetişkinlerde ilişkiler, iş ve üretim gerektiren görevlerde kaynakların, ilişkilerin ve insanların sınırsızca veya ölçüsüzce kullanıldığı durumlara yol açma potansiyeli taşır.
 
Her türlü maddi ve ilgi, sevgi ve sabır gibi soyut kavramın eforsuzca ve sinirsiz elde edilebileceği yanılgısı çocuklarda değer bilmek kavramın sakatlanmasına yol acar.
Talep edilen şey ile ona ulaşma kolaylığı bir kaynağın değerini ve kalıcılığını belirler.
 
Kolayca ve sinirsiz elde etmek ile değer kavramını yitiren çocuk almanın tek varoluş bicimi olduğunu düşünür. Öte yandan ilgi, sevgi ve maddiyat gibi emek isteyen değerleri üretebilmek ve paylaşabilmek gibi yaşamsal bir özelliğini geliştiremez.
 
Salt alıcılık ve daha fazla alıcılık konusunda ustalaşan bir çocuk farkında olmaksızın ileride isinden, ilişkilerine kadar sabırsız, tüketici ve kendisine vermeyenleri suçlayıcı bir yaşamın tuzağına düşebilir.
 
Çocukların Sorumluluk Bilincini Arttırmak
 
Çocukların, bolluğa ulaşmanın ve bolluk içinde bir hayat sürmenin koşulunun bu kavramının maddi ve manevi değerler üretmek, korumak, artırmak ve ölçülü bicimde paylaşmaktan geçmekte olduğunu öğrenmeleri gerekir. Sevgi dolu ve kalıcı bir ilişki üretmek insanine hem kendisine hem de ilişkisine efor harcamasını, bilinçle katkıda bulunmasını ve aynısını karşı taraftan alabileceğini görmesini gerektirir.
 
Çocukların yaptıklarının sonuçlarının sorumluluğunu almaları sorumluluk bilincinin gelişimini tamamlayan diğer unsurdur.
 
0-5 yaş arasındaki çocukların maddi olanların yanı sıra her türlü kişisel ihtiyaçları temizlik, oda ve eşya düzenleri de dahil olmak üzere ebeveynleri ya da evde bu iş için sürekli görevli bir başka yetişkin tarafından yapılır. Kaynak kullanımın başka bir boyutu olan kişisel ihtiyaçlara dahil servislerin kullanımının adresi çocuklar için beyinde yine aynı bölgedir. Alıcılık.
 
Toplanmış temiz bir oda oluşturulmuş bir değerdir.  Efor, zaman ve diğer maddi kaynakların kullanımı ile oluşur.
 
Temiz ve çekmecelerinde duran çatal bıçak ve yemek tabakları da aynı şekilde oluşturulmuş değerlerdir. Bunlarda aynı şekilde ancak efor, zaman ve maddi kaynakların kullanımı ile mutfak düzeni içinde yerlerini alabilirler.
 
Yemek masasında ya da salonda bırakılan bir tabağın bulaşık makinesine taşınması için bir efor sarf edilmesi gerekir.
 
Tüm bu küçük gibi görünen bireysel görevler çocukta yaptıklarının sonuçlarının sorumluluğunu alma, efor verme ve en önemlisi değer koruma ve üretme pratikleridir. Çocuklar 3 yaştan itibaren neden oldukları bir kiri temizlemek, dağınıklığı toplamak, istediği şey olmayınca- kaybedince veya alamayınca bunun yaşamın doğal bir parçası olduğunu öğrenmek konusunda eğitilmeye başlamalıdırlar.
 
Eğlenceli ve bilinçli bir işbirliği ile efor, koruma, verme ve değer yaratma çocuğa aşılanabilir. Her durumda en hızlı ve kalıcı öğretme yöntemi modellemedir. Modelleme ile çocuklar kendilerine ait eşyaları toplamayı, küçük temizlikler yapmayı öğrenebilir böylece koruma ve efor takdiri ve düşüncelilik gibi kişilik özelliklerinin kapakçıklarını aralarlar. Kazanma (alma) ve kaybetme (verme) oyunlarında kaybetmenin doğal bir durum olduğunu, kaybetmenin bize geliştirebileceğimiz yönlerimizi gösterebileceğini öğreten dolaylı bir kazanma (öğrenme) aracı olduğunu öğrenebilirler.
 
Dengeyi Kurmak
 
Kimi zaman ise hiç bir beklenti olmaksızın yani geri dönüşü olmayan bir kaybı yine doğanın parçası olarak kabul etmeyi öğrenip duygusal bağışıklıklarını geliştirebilirler.
 
Diğer taraftan her türlü ölçüsüz maddi kaynak ve kişisel seviş çocukta bunları sürekli bulabileceği ortam ve ilişkilere yönelip derinlik ve değer içermeyen sabırsız bağımlı bir yaşama yönelmesine neden olabilir. İhtiyaçları sürekli başkalarınca karşılanmaya alışmış bir çocuk yetişkin yaşamında dahi ebeveynlerini sürekli sağladıkları maddi ve manevi tamponlar nedeniyle onları bitmek tükenmek bitmeyen yeni görevlere çağırabilir onların sağlıkta dahil olmak üzere maddi kaynaklarını tüketebilir.
 
İnsan doğadaki her sistem ve hatta doğanın kendisi gibi kapalı bir sistemdir. Yaşamını devam ettirmek açısından diğer bir sistemin varlığına tek yönlü olarak bağımlılık gösteremez. Yani sistemler yalnızca alan ya da yalnızca veren sistemler olamazlar.
 
Yapımı esnasında ölçüsüz ve sürekli zeytinyağı katılan bir mayonez sulanmaya ve bozulmaya mahkûmdur. Buharlaşma olmaksızın denizlerin ırmaklarla beslenmesi taşkınlara neden olur. Her sistem almayı ve vermeyi dengeye getirene kadar kararsız -bağımlı-bir seviyededir. İnsanın yaşam yolculuğunda dengeye gelene kadar öğreneceği önemli bir ders, almak ile vermek arasında dengeye ait olanıdır.
 
Batı ile doğu toplumları arasında ekonomik refahında etkisi ile oluşan temel sosyal fark kendisini birey ölçeğinde kurumlaşmış bağımsızlık ve kurumlaşmış bağımlılık olarak göstermektedir.
Batı toplumları kurumlaşmış bağımsızlık örneği gibi görünmektedir. Maddi bolluk batı ve batılılaşmaya başlayan toplumları bireysel bazda doğuda görülen aile bağımlılığından kurtarmış ancak bu sefer tüketim düşkünlüğü aynı toplum bireyini ekolojiye ve savaşlara mal olan daha tehlikeli bir ölçüsüz kaynak kullanımı bağımlılığına itmiştir. Aileden alarak büyüyen çocuk artık toplumsal olanaklardan ve global kaynaklardan alıcılığını devam ettirmek istemektedir.
 
Batıda ve doğuda olsun sistemler alıcı bağımlılıklarını farklı düzlemlerde ve ölçeklerde sürdürmektedirler. Gelişen-doğulu- toplumlarda ekonomik bağımsızlık kimi zaman hayat boyu süren bir yaşam mücadelesine dönüşmekte ve az sayıda kısıtlı gelir ve değer üretebilen bireyler bunları genişleyen aileler içinde paylaşmak durumunda kalmaktadır.
 
Batıda birçok ekonomik ve sosyal ihtiyaç kurumlar ile karşılanır. Gelişen doğu toplumlarında ise ihtiyaçlar büyük aileler içinde karşılanmaya çalışılır kimi zaman tek bir gelir ile artık yetişkin olmuş ancak geliri olmayan çocuklara hatta torun ve akrabalara kadar barınma, hizmet, çocuk yetiştirme konularında çözüm üretmeye çalışılır.
 
İdeal olan bireysel ölçekte dengeye gelen sistemin yani insanın bağımlı olduğu kendini besleyen diğer sistemlerden-aileden, toplum, dünya- bağımsızlaşıp gerisin geri bunlarla dengede ve adil bir alma ve vermeyi üretebilme noktasına gelebilmesindedir.
 
İngilizcede yer alan dependent, independent ve interdependent bu gelişim aşamasını özetlemektedir. Bağımlılık, bağımsızlık ve birbirine bağlı -denge ve bağlılık içinde - çocukluktan yetişkinliğe hangi toplumda yaşarsak yasayalım geçirebileceğimiz bir gelişimdir.
 
Bu gelişimi sağlamak için sorumluluk ve değerler bilincinin gelişmesine ihtiyacımız vardır.