Sir Ken Robinson,hatanın bugün okul veya işyerinde tolere edilmeyen ve tepkiler alan bir kültür ile  kişinin en temel ve bir o kadar narin özelliği olan yaratıcılığın tamamen yitirilmesine  yol açtığını sıcak uslübu ile anlatıyor.
Ana okuluna dahi sınavla alınmaya başlayan çocukların hata yapmak yerine mükemmel oldukları takdirde hayatta kalabileceklerine dair endişe ile  akademik yarışa atıldıkların altını çiziyor.
Gerçektende yaratıcılık temel bir bilişsel fonksiyondur. Üstelik hayatta kalmak için aslında olmazsa olmaz özelliğimizidir. Yaratıcılık vasıflarımız devre dışı kaldığında ancak otomatik davranışlarda bulunabiliriz. Oysa otomatik davranışlar hiç bir zaman değişmeyen çevresel koşullarda işe yarayabilirler. Diğer taraftan yaşam karşımıza her gün  sürekli değişen sayısız koşulun bir bileşkesini çıkarır.

Burada ihtiyacımız olan yaratıcı problem çözme becerisidir. Hatta üretken ve akış halinde çalışma ortamları kurma becerimizide yine yaratıcılığa borçluyuzdur. Bilincimizin bu fonksiyonunu sözde eğitim ve öğretim ile devre dışı bırakmak bizleri yaşama hazırlamak yerine aslında doğası  değişken olan  hayata hazırlıksız yakalanmamıza neden olmaktadır. Yalnızıca sol beyin odaklı akademik yaşam yine sol beyin odaklı bir sosyal ve kültürel yaşam ile desteklenmeye başladığında insanlar dünyanın ve evrenin doğasında bulunan 'beklenmeyen' gerçekleşecek olursa tamamen çaresiz kalmaya başlamaktadır. İnsanın iç ve dış doğasının (sosyal-iş-ilişkiler) dinamikleri karşımıza sonsuz sayıda değişen parametre ile çıkarlar. Bu değişken ortamda güvende olmak, mutluluk, bolluk ve  huzura erişebilmek için son derece, esnek ve yaratıcı zihinlere ihtiyacımız vardır. Oysa bilinç hata yapma, güncel çevresel standartlara göre  eksik olma ve dışlanma endişesi ile karşı karşıya bırakıldığında elbette tam olarak  yaratıcı fonkisyonlarını harekete geçirememektedir. Çünki deneme ve denediğinde yargılanma ve notlanma mekanizmaları bunu imkanlı kılmamaktadır.
Kıvrak bir yaratıcı zeka kişinin cesaretle iç hazinesini ortaya çıkarmaya başlaması ile gelişmektedir. Hiç şüphe yokki toplum ve aile ve ilşkilerimizi içinde yaşarken sevgi-koşulsuz kabul- ve bireye saygı, sonunda   bize dönen evrensel doğ ada barış ve istikrar içinde bir hayat verecek  yegane araçlardır.
Öte yandan yaşam seçimler ile şekillenir ve bu seçimler ne kadar bizim doğamızdan yani kişilik özelliklerimizden uzaksa o kadar bizim aleyhimize dönmeye başlar. Yetenek ve becerilerimiz doğrultusunda seçeceğimiz bir iş ile sosyal ve kimi zaan ailesel beklentiler doğrultusunda istemeden seçeceğimiz bir iş bizi bir anda zorluklarla dolu bir yolun ortasında bırakır. İçten bir çok şeyin ters gittiğine dair hislerimiz vardır,ancak neyin ters gittiğini bulamıyoruzdur. İş ve öğrenim hayatı son derece talepkar olduğunda biz bu talepleri yetenek ve becerilerimiz dışındaki eforlarımız ile karşılamaya çalıştığımızda yorulur ve tükeniriz. Yorgun bir zihin hataları, hatalar ise isteksizliği artırararak bizim işimizi dahada zorlaştırırlar. Günde 8- 10 saatimizi verdiğimiz yaşam alanımız artık bir kabusa dönüşmeye başlar.
Bir zaman belirli sosyal beklenti ve ölçüler bizim değerlerimizi belirlemiştir ve bizde buna  göre karar vermişizdir. Ama zaman içinde değerlerimiz değişmiş doğamız kendisini daha net talep etmeye başlamıştır ve içinde bulunduğumuz ortamla senkronizasyonu kuramaz hale gelmişizdir. Bu noktada yaşama ne kadar angaje olduysak çıkışımız bir o kadar güç gibi görünür.
Öte yandan bu süreç düşünüldüğü kadar zor değildir. Zira yanlış bir seçim yaptığımız düşündüğümüz yolculukta dahi farkında olmadan sayısız beceri ve iş iletişim ve sosyal zekamızı geliştirmişizdir. Bunu her ne kadar o an yanlış seçim dolu ortamda fark edemiyorsak da kişiliğimize bir çok güçlü yan/deneyim eklemiş olmamız kaçınılmazdır.
Bu noktada yapılacak olan yeni seçimler oluşturmak için elinizde yani kişiliğinizde bulunan tüm yetenek, bilgi ve deneyimleri bir araya getirmek ve aslında gerçekleştirmek istediğiniz rüyanızı izlemek olmalı. Zira şu anki işinizde yaşayacağınız tereddüt ve direnç dolu  iki  yıl size rüyanızı inşa etmede kullanacağınız zamanı verebilir. Ayrıca size geri dönüşü açısından baktığınızda istenmeyen işte direnç ve kayıplar ile dolu sonraki yılları ise kişisel sanatınızla geçireceğiniz  yıllar ile karşılaştırmak ise söz konusu bile olmayacaktır.