Örneğin bir Hintli olarak dünyaya geldiyseniz, ruhsal olarak yükselmek hayattaki en birincil amacınızdır. Oysa bir Hristiyansanız/Müslümansanız gelenek olarak hayatınızı buna adamazsınız.

İnsanlar ruhsal deneyim yaşayabilmek için, törenler, dualar, zikirler, danslar, çeşitli nefes ve konsantrasyon teknikleri, sema gibi çok çeşitli metotlar uygulamışlardır. Bazen kimileri bitkisel, kimileri kimyasal uyuşturucuları kullanarak yine aynı ilahi mekana girmeyi amaçlamışlardır.
Ruhsal deneyim nedir, nasıl bir oluş hali sizde merak ediyorsunuz sanırım.
 
Size birazdan bu boyutu tarif etmeye çalışacağım, fakat en başta belirtmeliyim ki, bu oluş halini zihinle anlayabilmek mümkün değildir. Bölümün sonunda ise size bu boyutu bir an hissettirebilecek alıştırmalar vereceğim. 
Ruhsal deneyim terimi, yaşadığımız fizik dünyaya ait algımızın ötesindeki bir algıyı ve bu algının sürekliliğinde oluşan deneyimi ya da deneyimleri anlatır.
 
Benim durumumda gözümü açtığımda dünya fizik dünyamız olmakla birlikte onu algılama şeklim tamamen değişime uğramıştı.
 
Bu; rüya deneyimi sırasında algı mekanizmanızın, uyanık olduğunuzdakinden oldukça farklı çalışması gibidir. Ancak bunun oldukça ötesindedir. Birlik anında uyanıklık ve kesinlik hiç olmadığı kadar sizinledir; farkındalığınız ise kendinizle başlar.
 
Yaşadığım deneyimler ve şu anda ki konumumdan rahatlıkla söyleyebilirim ki; farkındalığın erişebileceğiniz son noktası “saf tanıklık” halidir. Bu konumda kendi duygu düşünce ve davranış süreçlerinizin öylesine dışındasınızdır ki adeta kendinizi bedeninizin dışından izliyorsunuzdur.
Gerçekte; nasıl var olduğumuzu algımız belirlemektedir. Ve eğer yukarıda anlatıldığı şekliyle algılamaya başladıysanız artık bedeninizin dışına çıkmışsınız demektir.
 
Bedenin dışına çıkma deneyimi birçoğumuzun düşündüğü gibi onu uçurabilme ya da acıya duyarsız olma gibi fizik dünyanın fantezilerini içermez. Bu aksine yaşanan her türlü deneyimin mutlak derecede farkında oluşu, unutmamayı ve eskisine nazaran çok daha yüksek bir duyarlılığı getirir.
Birlik deneyimi sırasında ise düşünsel tüm süreçler durduğu için fizik dünyada kurulmuş hiçbir fantezi bu noktada zaten gerçekleşmez.
 
Bu noktada olan biten sizin için, önceden hayal bile edemeyeceğiniz bir ahenk ve farklılık içinde geliştiğinden siz bu birlik algısının kendisi olursunuz. Bu konumda tanıklık edebileceğiniz bir ben ve dünya /evren/varoluş ikilemi dahi kalmaz, algıladığınız basitçe kendinizsinizdir ve kendiniz var olan her şeydir. Son olarak algı eylemi dahi bu konumda işlevini bitirir.
 
Algı yalnızca bu sürece ait belleğinizde yer alan deneyimi daha sonra hatırlama işleminizdir ama deneyimin içerisinde algı yoktur. Hatta ona deneyim demenizin sebebi bellekte yaşanmış bir süreç olarak daha sonra gözlemlenmesinden gelir. Doğrusu sürecin kendisi zaman ve deneyim ötesidir.
Dalga kıyıya kavuşana kadar kendini onu oluşturan denizden koparmıştır; ama ayrılık bitmiş dalga kıyıda parçalanmış ve denize kavuşmuştur.
 
Burada iç içe geçmiş iki deneyimden bahsettiğimi fark etmişsinizdir. Beden dışına çıkış ve saf tanık konumuna yükseliş ile birlik deneyimi.
 
Bu iki deneyim birbirini tamamlayan ve mantıklı süreçler ile bakıldığı zaman birbirini açıklayan oluşumlardır. Yani aslında her şey olabilmeniz için artık yalnızca kendiniz olmamalısınızdır. Bu süreç sizi olduğunuz merkezden ayırır: Tüm duygusal, düşünsel ve fiziksel varlığınızdan ayrılmaya-ama bu bir kopuş değildir-ve gerçek varlığınız olan her şeye karışmanızı/bağlanmanızı sağlar.
 
Merkezinde sizin olduğunuz dünyayı algılama biçiminiz son bulmuştur.