Varoluş içerisinde hiçbir zaman gerçekten olmamış ancak sanal olarak her zaman düzenin kurulması için bir motivasyon görevi görmüş yerine göre somut yerine göre de soyut bir olgudur.
 
Diğer taraftan belirsizlik ya da rastlantısallık kaos olarak tanımlanamaz. Örnek olarak ocakta ısınan bir çaydanlık dolusu su düşünelim. Bu su kütlesinin içerisindeki moleküllerin hangi sistem ya da sıra içerisinde su buharı olacak enerjiyi toplayacakları konusunda bir belirsizlik ve hesaplanamazlık durumu var olsa da bu bir kaos değildir. Zira neden sonuç ilişkisinin gözlenebildiği deneyim ya da daha geniş anlamda evren kaos içerisinde değildir. Biz genelde kaosu olasılıkların hesaplanabilir olmaması ile karıştırmaya eğilimliyizdir. Deneyime dair sonuçlar üzerinde denetim erkimizi yitirmeyi çağrıştıran bu tür bir kontrolsüzlük bizi belirsizlik ve korku içerisinde bırakmaya eğilimlidir.
 
Ancak bu hesaplanamazlığı özellikle ayarlamış olan kozmik tasarım; aslında deneyimcisi için sürpriz kavramının elinden alınmamasını amaçlamıştır.

Kiminle evleneceğimiz, ne zaman çocuk sahibi olacağımız, üniversiteden nasıl bir notla mezun olacağımız, hangi işlerde çalışacağımız, nerede nasıl ve ne zaman öleceğimiz gibi sorular sonsuz bir olasılıklar havuzunun bize yaşam içerisindeki sürprizler olarak görünürler. Yaşamı ya da kaderimizi kontrol altına alma koşuşturması bizim ileride bahsedeceğimiz daha üst bir bilinç düzeyine geçişimizin antrenmanlarıdır aslında.
 
Evren sonsuz büyüklükte bir nedensellik ağı ile donanmış durumdadır. Bu nedensellik ağının genişliği odaktaki sorunun kolay -ve kimi zamanda gözlenebilir bir zaman içerisinde- bir çözümünü bize getiremez. Diğer yandan bu ağın genişliği ve yarattığı güçlük içimizde keşif ve öğrenme arzusu doğurur.
 
Nedenin ve nasılın peşinde olmak evren içinde keşif ve çalışma içerisinde olmak demektir. Evrenin anlaşılmadığı zamanlardaki bu kaotik görünümü bizim statik konuma geçişte bulunan yapımızı dinamiğe çeviren temel unsurdur. Diğer bir anlatımla evrenin bir an için donduğunu düşünelim. Varoluşun tek değişmeyen özelliği akışkan ve değişken olması aslında böyle bir sanal donuş önermesi kaos olarak tanımlanabilirdi.
 
Kaosun zihinlerdeki kavramsal imajı korku duygumuzu tetikler. Onun tam amacı da budur zaten: Belirsizlikten, anlamsızlıktan yani kaostan çekinen zihnimiz yerine her tür çaba ile açıklığı, anlaşılırlığı ve düzeni getirmeye çalışır. Anlamsızlığın yani kaosun yarattığı zihinsel baskı gerçekte bu sorunun çözülmesi için ince ama güçlü bir uyaran yaratır. Genel olarak stres diye tanımladığımız bu zihinsel acı durumu aslında yaşamlarımızda çözümlenmesi gereken problemlerin belirgin bir uyaranıdır.
 
Kaos düşüncesi zihne girdiğinde tıpkı bir aşı gibi görev yapar. Hastalığa karşı, yani korku veren anlamsızlık ve belirsizlik ihtimallerine karşı bizi uyararak bağışıklık sistemimizi geliştirmemizi sağlar. Kaos ile karşılaşmak istemeyen kişi, onu ortadan kaldırmak adına öğrenme yoluna girmek durumundadır.
 
Diğer taraftan sorgulamaya başlayan zihin aslında nedensellik arayışına çıkmıştır bile! Kendisi ve yaşadığı evren hakkında öğrenerek deneyim sahibi olmaya başlayan kişi bu şekilde umut veren bir yol kat eder. Ancak nedensellik ipinin uzunluğu çoğu zaman cesaret kırıcı olabilir. Beklentisizliği amaçlayan bu cesaret kırıcı neden arayışı ve öğrenme pratiği kendisini daha üst bir bilince dönüştürene kadar da devam eder.
 
Nedensellik ve anlam arayışı konusundaki ısrarımız iki türlü gelişir; ilki ve olumlu olanı merak ve yaratıcılık dürtüsünün etkisiyle ikincisi is korku ve adalet duygumuzun tatmin edilmemiş olmasından kaynaklanır.
 
Gerek kendi yaşamımız gerekse dünyadaki yaşam hakkındaki ilahi adalet kavramımızın tatmin edilmemiş oluşu bizi öğrenimle gelebileceğimiz son noktaya getirir.
 
Teslimiyet nedensellik düşkünlüğünün bitişi ile devreye girer. O zamana kadar kaos ve düzen arasındaki gidiş gelişlerle adeta kor halinde bir demir gibi işlenen birey artık nedensellik zincirinin bir daire oluşunu içsel  bir idrak ile yaşamaya başladığı zaman, teslimiyet bilincine geçmiş olur.
 
Kişisel bilinç düzeyinde insan kendi varlığını, parçası olduğu evrensel bütünden oldukça egoistik bir şekilde ayrı olarak algılar. Bu düzeyde kişisel talep ve ihtiyaçları hemen her şeyin üzerindedir. Genel olarak bu durumda olan birey, evreni soyut bir hesapta kendisine oldukça borçlandırır.
 
Ancak işlerin böyle yürümediğini, bu borçlarımızı tahsil edemediğimizde keşfetmeye başlarız.
Yaşamın getirdikleri, ondan beklediklerimiz ile hemen hiç örtüşmemekte ve çoğunlukla acılı bir geçmişin güzel bir geleceği hak ettiği inancı ile borçlandırılan Tanrı ya da yaşam istediklerimizi bir türlü vermemektedir.
 
Evrensel tasarımın bizi arayışa bu yolla ittiğinden habersiz; öğrendiğimiz ‘ilahi adalet’ kavramı ve hatta duygusu ile yaşamda bulunduğumuz noktayı, açıklamakta güçlük çekeriz: Hak etmediğimiz bir noktada hak etmediğimiz mutsuzluklar içerisindeyizdir.
Böyle bir durumda inancını yitiren -diğer taraftan hiçte yitirmek istemeyen- kişi varoluşu kaos içerisinde algılamaya başlar.
 
Burada yitirilen inanç kavramının içinin çok dolu olduğuna dikkatinizi çekmeliyim: İlahi bir kudretin tüm varoluşu düzenli bir şekilde yürüttüğüne ve acıyı haksız yere tattırmayacağına dair bir inançtır yitirilen.
 
Bu şekildeki düzen inancının bitişi, kaosun da başladığı andır.
 
Varoluşun içerisinde bu sefer gerçekten yalnız kaldığını imgeleyen kişi zihinsel olarak içine düştüğü bataklıktan ne pahasına olursa olsun çıkmak zorundadır. Suya, yüzme bilmediği halde arkadan itilmiş gibidir.
 
Kişiyi bu noktadan sonra iki yol bekler birincisi toplumsal anlaşmalı ortak depresyon ile genel ve düşük hızdaki evrensel evrim diğeri ise yüksek bir anlayış ve teslimiyet ile yapılandırılan bireysel ya da kuantum evrim.

Böylece insanoğlu kaynayan su örneğindeki gibi buhar olabilecek enerjiyi toplayanlar ve genel sıcaklığın artmasını bekleyenler olarak ikiye ayrılır. Birinciye geçenler için uyanış, arayış, öğrenim ve evrensel akışa uyumluluk yani teslimiyet ile kozmik harmoniye katılmak; artık bireyin bilincine vardığı kaderinin tasarımıdır. Sonuç herkes için aynı ama yol konusunda seçim sizin.
 
Kozmik oyun içinde kaos, kişiyi egoist bilinç seviyesinden biz bilincine geçiş yapabileceği bireysel bilinç seviyesine çıkartmak için yaşamsal bir katalizördür.
 
Böylece kaosu soyut ve somut kavramlar için düzeni hazırlayan düzensizlik imajı ya da gösterisi olarak tanımlayabilir onun aslında evrimsel yolculukta, içinde birçok bulmaca barındıran kuvvetli bir araç olduğunu söyleyebiliriz.