Yoğurt, Perspektif, Dil ve Aynen Üstüne Bir Yazı

 

Şu dilimizi koruyalım Türkçe konuşalım sloganı üzerinde biraz ahkam kesmek istiyorum. 

(Ahkam: Köken Arapça, hüküm, yargı ve hak kavramlarını ve kelimelerini temel alan Arapça bir kelime)

(Slogan: Köken İngilizce, tek kelimeye indirmiş bir çağrı, mesaj, işaret)

 

Şimdi, perspektif, şifoniyer, motor, pantolon, kuaför, baget, mutlak, tırıs, antre, video, fotoğraf, asfalt, atom, grev, lokavt, maaş, poğaça, sosis, nota, gitar, apartman, plaza, arkadaş, merdiven kelimelerini kullanarak bir cümle kurunuz.

Yukarıdaki kelimeler, Fransızca, Arapça İtalyanca, İngilizce, Öz-türkçe kökene sahip kelimlerdir.

Bir kelimenin doğuşu birkaç fenomolojik etkene bağlıdır. Bunlar, yaşam deneyimleri, sanat, bilim, teknoloji ve kültürdeki değişim ve gelişmelerdir.

 

Tahmin edeceğiniz üzere tum bu fenomenler gezegenimizin her bölgesinde oluşmaktadır. Dolayısı ile bu fenomenlere ek olarak etkileşimde bir dile giren kelimeyi belirleyen ana bileşenlerdendir.

Yukarıda saydığımız kelimelerin hepsi doğa ile etkileşimimizden ortaya çıkmaktadır. Bu etkileşimler yani deneyimler en sonunda birer kelime ile sembolize olmaktadır.

 

Yani kelime için deneyim demek yanlış olmayacaktır. Gerçekten de çay bir deneyimdir, koşmak bir deneyimdir, sevgi, ihanet, otomobil, heyecan birer deneyimdir. Bardak bir deneyimdir, cam bardak başka bir deneyimdir. Etrafımızı hatta iç dünyamızı sarmalayan evreni oluşturan her bir bileşene ve onunla olan ilişkimize göre birer kelime atıyoruz. (Atom altı) 'parçacık veya kaç’ kelimlerinde görüldüğü üzere bizim bu deneyimlerle olan ilişkimizi tanımlıyor. 

 

Dil ise tüm bu kelimeleri gramer, ekler, takılar ve semantik açıdan organize eden üst yapıyı oluşturuyor. Örneğin Türkçe bir çok diğer dilin aksine farklı bir kelime oluşturmak yerine kelimelere değişen takılar vererek gramerini anlamlı hale getiriyor. Ki bence bu kültürel tembelliğimizin bir göstergesi.

Okuyup kültürünü zenginleştirmediğinde ‘ağabey’ kelimesi önce abiye sonrasında abimgillere bu şekilde evriliyor. Bildiğiniz belkide bilmediğiniz üzere bu konuda TDK’da teslim olup en sonunda ‘abi' kelimesinin yazılışını doğru kabul etmek durumunda kaldı.

 

Türkçemizi geliştirmek isteyenler ve korumak istiyoruz diyenlere bir çift söz-cük söylemek istiyorum. Türkçe gelişmez aslında hiçbir dil gelişmez. Gelişen dillerdeki kelime haznesidir. Bir daha belirteyim dilimiz değil dilimizdeki kelime haznesi gelişebilir.

 

Öte yandan, bir dil ile sanat yapılır, yani ana yapısı üzerinde yaratıcı etkiler- edebiyat- ile farklı, güçlü, sanatsal, anlam, etki ve akışlar yaratmak mümkündür. 

Ancak tabii hiçbir ülke yasa ile bundan sonra özne ile yüklemin yerini değiştiriyoruz veya olumsuzluk ek ve kelimelerini bundan böyle olumluluk ek ve kelimeleri ile değiştiriyoruz demeyecektir, diyemeyecektir. Kendi ülkemizdeki gerçek üstü idare biçimi bakımından bunun garantisini veremesek de, bir dil şimdi ne ise aslında aşağı yukarı her zaman o dur. Yapısal evrim çok, çok, yavaş ve sınırlıdır. 

 

Kelime haznesini geliştirmek ise ancak yazımızın başında belirttiğimiz diğer fenomolojik etkenlerin gelişimine bağlıdır. Bunun için hemen, bilim, sanat ve teknolojiden örnekler verebiliriz.

 

Örneğin video veya televizyon cihazını teknolojik olarak geliştiren bir ülke değiliz, bunun gibi 1300’lerde hemen rönesans öncesi resimde perspektifi de geliştirmedik. Zaten figür, yani, ağaç, meyve, su, ışık, bina, köy, kasaba, kümes, at veya insanı resmetmemiz kültürel olarak pek mümkün değildi. Bu nedenle objelerin gözlem uzayında nasıl bir bozulma ve kompozisyon ile bir araya geldiğini hiç gözlemlemedik. Bu nedenle planlama kavramını oluşturan loblarımız ve kurgusal düşünen frontal korteksimiz lineer gelişmedi. Şehirlerimizdeki plan ve perspektif o dönem batıda kurulmaya başlayan şehirler ile karşılaştırılamayacak kadar spontan, sürprizlerle dolu ve karmaşık gelişti. Bu nedenle çarpık kentleşmenin sonuçlarından yangınları kalabalıklar, trafik, su basmaları ve depremler ile fazlasıyla zarar gördük.

 

Perspektifi  kağıt üzerine geçirmek ve geliştirmek gibi bir zahmete İtalya’da girildiği için bu kompozisyonel düzenleme Latince perspective, İtalyanca prospettiva kelimelerinin kullanımı ile hayatımıza girdi. Perspektif kelimesinin diğer Avrupa dillerinde de oldukça yakın şekilde kullanıldığını belirtmeye sanırım gerek yok. 

Kreşendo, nota, piyano, düet, kompozisyon, gibi kelimeler ise müzik sanatının birer türevleri ve deneyimleri olurken ortaya çıktıkları veya geliştirdikleri coğrafyaların dillerine uygun kelimeler almışlardır.

Bunun gibi buji, aks, karbüratör, disk, bagaj, motor, şifoniyer, pres, robot, çip, tren, televizyon, priz, amortisör, motorsiklet, aspiratör, plak, teyp, röntgen, lavabo gibi teknolojinin sonucu ortaya çıkan cihaz, araç ve gereç için ise elbette bunları ortaya çıkaran dilin sahipleri isimlerini vermiş ve bizde bu kelimeleri ait olduğu deneyimler ile ilişkilenme biçimini bizden önce tarif ettikleri için o şekilde kullanmışız.

Mezon, piyon, quark, atom, foton, mikroskop, roket, virüs, galaksi, enerji, logaritma, histogram ise yine aynı şekilde bilimde verilen emek ve gelişimlerin sonucu kavramları sembolleştiren kelimeler olarak ortaya çıkmışlar ve çıkmaya devam etmektedirler.

Bugün TDK’da kayıtlı 110 bin üzerinde kelime bulunmaktadır. Bunun onbeş bine yakını yabancı kökenlidir.

 

Yabancı kökenli kelimelerin göreceli yeni olduklarını, gündelik yaşam, sanat, kültür, teknolojiyi içerdiklerini düşünürsek ortalama bir vatandaşın konuşmasında yerli ve yabancı kelime kullanım oranı %15’inde üzerine çıkmaktadır diyebiliriz.

Z kuşağı için belki de 85 yabancı, 15 yerli oranı daha bile geçerlidir. Instagram, post, favla, ayfon, zum, getir, makyato, bu neslin konuşurken anlaşması için yeterli gibi görünüyor. Yazışmlar da zaten kısaltma ve emojiler bu oranı %95’lere çıkıyordurdiyerek bizde bir J koyalım.

 

Bu arada İngilizce, Almanca, İtalyanca’da 140-250 bin arası kelime olduğunu, Arapça ve Fince’de kelime ve dil yapısı bakımından sonsuz olmasa bile çok fazla kelime üretiminin söz konusu olduğunu belirtelim.

İngilizcenin %60’ından fazlasının Fransız ve Latin kökenli kelimelerden oluştuğunu belriterek dilimiz elden gidiyor heyecanlarının bu vesile ile artık biraz yatışmasını öneriyorum.

Şu üç yaş, o oyuncak benim, bu oyuncakta benim, benim daha fazla var, kapışmasının dil alanında geçerli olmadığı sanırım artık anladık.

 

Bir dile kelime kazandırmanın yolunun, bu alanlarda üretken ve farklı olmaktan geçtiği sanırım artık açıktır. Bir dilin kaybolması için o dili üreten kültürün ve coğrafyanın ortadan kalkması gerekmektedir.

 

Biz bindiğimiz dalı kesen bir kültür olarak neden dilimizde bu kadar yabancı kelime kullanılıyor kelimelerimizde zaten çalıyorlar  diyerek savunma ve saldırı dolu saçma bir pozisyon alacağımıza, bknz: yoğurt-; kültürde, sanatta, bilim ve teknolojide üretebilsek diğer dil ve kültürler de bizden beslenmeye başlayacak kolektif egomuz tatmin olurken, milliyetçilik damarlarımız huzur bulabilecektir.

 

Ama tabii, burada dilbilimi ve kullanımını bir milliyetçilik yarıştırmasından çıkartıp kendimize ve insanlığa faydalı bir kültür çeşitliliği olarak sunsak daha güzel olur kanaatindeyim.

 

Hepinize, şeysiz, aynensiz, zengin vocabularyli gündelik konuşmalar diliyorum.

 

Addio