Hayatta ve tabi iş yaşamında  bazılarımız kendilerini bir çukura hapsederler. Onlar için sürekli aşağı seslenenler vardır ama bu kişiler hep yukarıdan bakanlardır.

İstekleri, bulundukları yerde ne büyük bir mağduriyet yaşadıklarını ve asıl dikkate alınması gereken yegane kişiler olduklarını göstermektir.

 

Bunlar çocuk kimliğinin (ilgi) alma, çağırma stratejileridir.

 

Bu çocuklar dizlerindeki ufun öpülmesini, herkesten daha güzel ve hızlı yaptıkları kumdan kalenin görülmesini ister veya saklandıkları dolaptan halen aranıp aranmadıklarını kontrol etmek için bulunmayı beklerler.

Bu arada da dışarıdan kendisi ile ilgili konuşulanlara kulak kabartırlar.

Bolca küserler, kazanılmak için nazlanırlar. Güzel sözlerden dahi alınır, ilgi verenlerin enerjisini emerler.

Bu kişiler yetişkin fiziğinde küçük birer arsız alıcılardır.

 

Bu kişiler yetişkin görünümü içinde çocuk kimliğinin karakteristik oyunlarını dünyaya ama daha çok kendilerine oynarlar.

Bu şekilde kazandıkça arsızlıkları zorbalığa, zorbalıkları, açık saygısızlığa ve sonunda yüzsüzlüğe dönüşür.

Özürleri kabahatlerinden büyüktür, ama onlara göre ters bir durum yoktur.

Saygıları yoktur. Zira saymak dış dünyaya yönelik bir eylemdir ancak onlar yalnızca ve kararlı bir şekilde kendilerine dönüktürler.

Kendilerini haklı hissettiren büyük davaları, feda ettikleri emekleri ve onları benzersiz kılan sözde büyük yetenekleri vardır.

Bulundukları şirketler bugüne geldilerse onlar sayesinde gelmişlerdir! 

Bu nedenle herkes hatta çalıştığı kurumlar onlara ne yapsa, ne verse, yine de borçlu olurlar.

 

Zorbalar çalışma barışını bozarlar. Naif ve genç yetenekleri kaçırırlar, sindirirler. Nam salarlar. 

Ulaşılmazlar, işbirliğine ve iletişime ise yapay ya da diğer bir ifadeyle hesaplı olarak açıktırlar.

Amirleri, hatta patronlar bile onlara kolay dokunamazlar.

Kendilerine sakladıkları bilgileri kaleleridir ve bu kaleler kurum içinde gereklidir ilüzyonu sayesinde çalıştıkları yeri içten çürütürken, motivasyonu, adaleti ve inancı sarsarlar.

Özgür ifadeyi, katılımı, sorumluluk almayı ve hata yaparak öğrenme şansını yok ederler.

 

Gün gelir büyüklükleri kendi üzerlerine çöker ve kendi sonlarını hazırlarlar.

 

Liderlerin sorumluluğu bu arsız ve mağdur çocuk kimliği yapısını daha başlangıçta deşifre etmektir.

 

Öte yandan çalışan ve insan psikolojisini anlamanın yanında toplulukları yönetirken bir liderin iç referansları olması gerekir; o da rafine olmuş deneyimleri yani değerleri ve ilkeleridir.

Bu değerler ve ilkeler kurumsal veya bireysel olmaktan öte evrenseldirler.

 

Denge, adalet, eşitlik, çalışkanlık, liyakat, mütevazilik, girişimcilik, katılımcılık, öğrenmeye açıklık, şeffaflık, demokratiklik, kişisel sınırlara azami saygı, nezaket, aidiyet, ciddiyet, fikir açıklığı, kesinlik, inatsızlık, kararlılık, rasyonellik, vizyonerlik, planlılık, işbirlikçilik, insan yetiştirme, koçluk, ilham, yaratıcılık, sevgi, coşku, eğlence, sorumluluk alma, gayretkeşlik, savaşçılık, bir çırpıda sayılabilecek ilke ve değerlerdir.

Ayrıca tutarlılık, dürüstlük ve adaletin oluşturduğu bütünlük ve bütünsellik bir liderin hamuruna eklemesi ve geliştirmesi gereken olmazsa olmaz bir var oluş şeklidir.

Bunların en az yarısını yaşayarak idrak etmeye yaşamda olgunlaşma, iş yerinde sergilenmeleri durumunda ise lider vasıfları-yetkinlikleri diyoruz. Dilerseniz yukarıda ki paragrafı birkaç kez sindirerek tekrar edelim,  zira bunlar liderliğin temel kodlarıdır. Bu kodların işlerliği çalışma yaşamında hemen her gün ve saat test edilir.

 

Bununla birlikte liderin tüm bu değerleri ve ilkeleri ancak kendisi de bir değer olan cesaret ile hayata geçebilmektedir.

Bu cesaretin hayata geçmesi için liderler zaman zaman kendi endişeleri hatta derin gölgeleri ile yüzleşip bunların üstesinden gelmeleri gerekecektir.

Böyle ilkesel, sorumlu ve tabi cesur bir duruş ise hiç bir zaman rasyonalizasyon yani gerekçe üretmez. Zor durumları sürüncemede bırakırken çevreden gerekçelerine yapay kanıtlar ve tanıklar bulmaz. 

İkna turları ile zaman kazanmaz, yapılması açık olandan kaçmak adına maddi, manevi rüşvet vermeye kalkmaz.

Tutarsızlığın ve kararsızlıkların  kurum geneline yansıyan derin bozulmalara, ahlak kaymalarına ve hayal kırıklıklarına meydan vereceğini bilerek hareket eder.

 

İş yerinde ve hatta hayatta zor karakterler lideri her zaman sınayacaklardır, liderin de güçlü, adil, vizyonuna dönük ve bütün olup olmaması bu sınavların sonucu ortaya çıkacaktır.

Ekibin liderine ve çalıştığı yere güveni ve aidiyeti, katma değer aktarımı bu sınavların sonucuna bağlı olarak pekişir.

 

Sonuçta lider doğulmaz ama yaşam boyunca bütünlük içerisinde öğrenmeye açık olarak ve cesaretle olgunlaşılabilinir.

Profesyonel yaşamın deneyimleri ile birleşen bu değerler ise çalışanları ve yöneticileri liderliğe hazırlar.

Arsız alıcılar, düşen satışlar, rakiplerin atakları, müşterilerin kaprisleri, ekonomik ve sektörel krizler liderin değerler manzumesine dokunamaz ama lider bu zorlukları birer kolektif gelişim fırsatına çevirir.

Savaşırken onurlu yani hem bütünü hem de bütünlüğünü korumak uğruna bunu yapar.

 

Bütünsel lider:

Yenilebilir ama kaybetmez.

Yorulabilir ama bırakmaz.

Kızabilir ama gücenmez.

Baskı altında rasyonalitesi ödün vermez.

Şefkatlidir bununla beraber belirgin sınırları vardır.

Herkese eşit mesafededir.

Herkesçe erişilebilir ancak istismar edilemez ve saygınlığını korur.

Tutkuludur ve bunu transfer edebilir.

Çalışma yaşamının her alanında en ileri teknik, yöntem ve teknolojiyi ödünsüz kullanır.

Esin verir ve ayırt etmeksizin kendisini geçecek şekilde insan yetiştirir.

Bütünsel liderlerlerin yarattığı kollektif dinamizm ve ekiplerinin yarattıkları katma değer gestalta yani kurumun değerlerinin lineer toplamından fazlasına diğer bir deyişle inovasyon ve ilham veren hikayelere yol açar.

 

Sonuç olarak bütünsel liderler yukarıda veya çalışanlar aşağıda değil, her yerdedirler ama daha çok çalışanlarının hem kalplerinde hem belleklerinde yer ederler.