-Olacak olan değişiklik ilişkinizin bu türlü bir anlayışsızlık ve önyargıdan kurtulmuş olarak daha anlayışlı ve yakın olarak devam etmesi olacaktır. Bu yüzden ona karşı bir kızgınlık hatta kırgınlık tutmamanız olacaktır.

-İşte bu metotla da olacak olan tam olarak bunun aynısı olacaktır. Hatta bunca zaman beslenen bir önyargının verdiği “haksızlık etmişim“ düşüncesi buna eşlik etmelidir.

-Bu durumda ortaya çıkacak duygunun şefkat ve yakınlık olduğunu ifade etmeliyim. Ki bu sizin sıkıca tutunmanız ve peşinde olmanız gereken duygu durumunuzdur.

-Gerçekleştirilmesi gereken bir proses için şimdiden bu kadar bilgi sizin için yeterlidir.

-Bunun fazlasını ancak sizin deneyiminiz sonrası paylaşabiliriz. Çünkü o zaman paylaşılabilecek eş-deneyimler oluşmuş olacaktır.

-Evren akıl yürütme ile çözümlenemeyecek kadar kıvrak ihtimallerden oluşmaktadır. Ancak şunu bilmeniz isterim ki bu ihtimallerin her birisi de deneyimlendiğinde bize kendimizi anlatan birer anahtardır.

-Şimdi bu metodun neden işe yarayacağını konuşalım. Konuşalım ki inancınız yükselip niyetiniz keskinleşsin.

-'Niyette Keskinlik' sonraki eğitimlerimizde ele alacağımız bir konu... Ve evrendeki değişim sürecinin ise tek anahtarıdır.

-Aslında yapacağımız daha öncede belirttiğim gibi bir insanı anlama niyeti ile tanımak.

-Bu tanıma sürecini olabildiğince detaylı ve içten geçirmemiz önemlidir. Bir diğer konu ise sorulması en zor konuları bile aradaki anlayış ve güveni artırdıkça zamanla sorup bugüne ait bilincimizin önüne çıkarmaktır.

-Böyle bir duygusal paylaşım sürecinin sayısız karşılıklı faydası olacaktır.

-Yük edinilen anıların paylaşılarak hafifletilmesi, kimseye açılmayan iç dünyanın en yakına hatta utanılan kişiye destek görerek açılması ile ortaya çıkan özgürleşme, acı yaratmış iletişim kazalarının şimdi ve burada yeniden anlayışla düzeltilmesinin sağladığı yakınlık duygusu...

-Ve varoluşsal yalnızlık duygusunun üstesinden gelinmesinin yarattığı insanın özelliklede zor mutluluk.

-Varoluşsal yalnızlık duygusu zamanlarının arka arkaya anlaşılmamasından kaynaklanan bir izolasyon durumudur. Genelde eşler arasındaki birinci boşanma nedenidir.

-“Aynı evin içinde beraberim ancak sanki yalnızım” üstelik bir başka ilişkide de bu durum bunun aynısı olacak. “İyisi mi bekarlık sultanlıktır.”

-İşte böyle bir anlaşılma şansı verdiğinizde ki bunu kendiniz için yapma niyeti ile yola çıktınız, karşınızdaki insanda yaratacağınız olumluluk havası.

-Böyle bir yöntemle ulaşacağınız önemli bir istasyon ise kendinizin ebeveyninizin tam bir kopyası olduğunuzu bulgulamanızdır.

-Onda sizi rahatsız eden her ne özellik varsa: Asabiyeti, alınganlığı, gururu, güçsüzlüğü, inatçılığı, kalın kafalılığı, aşırı yufka yürekliliği, hakkını savurganca dağıtması, fedakârlığı, saflığı, küçümsemeciliği, aceleciliği, mükemmeliyetçiliği... Bunların hepsinin sizin kendi özellikleriniz olduğunu bulacaksınız.

-Değişenin yalnızca bedenleriniz ve yaşam ortamlarınız ve deneyimlerinizin şekilsel farklılığı olduğunu söyleyebilirim. Ancak zihinsel iskeletiniz tamamıyla onun aynısıdır.

-Burada kaderin bizlere nasıl bir oyun oynadığı gibi bir soruya yönelebiliriz.

-Bu soruya hem sorulduğu spritüel boyutta bir cevap vermek mümkün olduğu gibi aynı soruya genetik fizyoloji ve psikoloji bilimlerini kullanarak daha pozitif bilimci bir cevap da verebiliriz.

-Eminim ki spritüel açıklamalar içten içe hoşumuza gitmektedir. Zira mistizm, ruhsallık veya dinler, varlıkları ile hep bizlerin kafasını meşgul etmiş ve çözülmeyi beklemiş konular olmuşlardır.

-Burada ki spritüel açıklama ise reenkarnasyon ve karma ile gelir...

-Genetik ve psikolojik açıklama ise kalıtsal fizyolojik unsurların tekrar aynı etkileşimlere maruz kalması olarak özetlenebilir. Buradaki etkileşim ise, doğrudan modelleme ya da inkar ve isyana rağmen bilinçsiz modelleme ile olmaktadır.

-Tüm bu konuşmaları yaparken onlarda sevmediğiniz özellikleri ilk anda kendinizde görme konusunda tepkisel olabilirsiniz.

-Bu davranış biçimlerinizi geçmişinizde nerelerde başlattığınız ve bunların ön hazırlıklarının kalıtsal ya da potansiyel olarak size nasıl geldiği işte bu konuşulanlar sırasında birer birer ortaya çıkacaktır.

Böylece bir zaman- erken çocukluk /ergenlik döneminde bir duygusal travma ya da duygusal güçle öğrenilmiş bir davranış ya da değer sizin alışkanlık edindiğiniz bir yaşam biçimi olacaktır. Ortamınızın da bu davranış biçiminizi tetikleyen ya da onaylayan bir ortam olduğunu düşünürseniz kendinizi bunu hiç bir zaman sorgulamak gibi bambaşka ve kurtarıcı bir yola girmek isteği duyarken görmezsiniz.

-Böylece öğrenilen yaşam biçimi sizin alışkanlığınıza yani otomatik tepkilerinize dönüşür ve sonuç olarak kendi ilişkilerinizi ve ortamınızı bu varoluş biçiminize göre yaratırsınız. Bu da çekmiş olduğunuz acıların devam etmesi ve bilinçsiz ama mükemmel bir şekilde yeni neslinize aktarılması anlamına gelir.

-Buna kısır döngü, feleğin çemberi ya da Budizm’in tekeri denir.

-Kısır döngüyü kırmak, feleğin çemberinden geçmek, karmaları ödeyip bir daha enkarne olmamak içinse yaşamımızdaki bizi yöneten her zayıflığın, her yoksunluğun, her dengesizliğin, her gücün farkına varmak ve hiç sahip olmadığımız yaşam denetimimizi vermeye başlayacağımız büyük bir savaşla ele geçirmek gerekmektedir.